Dürüst İlkeli Anında Haber - KOSOVAHABER

Pazar, 15 Eylül 2019

15 TEMMUZ 2016 veya PARALEL DİN YAPILANMASI -Dr. Öğr.Üyesi Cevdet ŞANLI

Perşembe 13 Temmuz 2019 16:47


È‚lemler'in Rabbi olan Allah (cc.) È‚lemler'e rahmet olarak yarattığı Resûlullah (sav)'ın aşkından bütün mükevvenatı yaratmıştır. İnsanı ahsen-i takvim üzere yaratan Rabbimiz, eşref-i mahlûkat olarak halk ettiği insanı ve cinleri kendisine ibadet için yarattığını beyan etmiştir. İnsanlığa gönderilen sayısız peygamber, Allah(cc)'ın vahdaniyetini ve kendilerinin peygamberliğini tebliğ ile mükellef kılınmışlardır. \"inne'ddine indallahi'l-islam\" buyrularak Allah (cc)'ın  insanlardan nasıl bir itikada sahip olmalarını beyan ettiği son kitabımız Kur'an-ı Kerim'de açıklanmış; Resûlullah (sav)'ın hayatı ile de bizzat gösterilmiştir.  

Din üç unsur üzerinde mücessem olarak kul üzerinde bulunur, samimi bir itikat, salih bir amel ve güzel ahlâkla görünür halde olur. \"Ben en güzel ahlâk üzere gönderildim.\"diyen Resulullah(sav) üsve-i hasene olarak vasıflandırılmış; kendisine inanmayanlar tarafından bile \"Muhammedü'l-Emin\" olarak kabul edilmiştir. Hz. È‚dem (as)'den Hz. Resûlullah (sav)'a kadar gelen bütün peygamberler hayatlarında Allah(cc)'ın kendilerine yüklediği sorumluluğu yaşayarak insanlara göstermişler; dosdoğru bir şekilde nasıl kul olunacağını ihsan mesabesinde nasıl yaşanacağını ortaya koymuşlardır.

Hz. Resûlullah(sav)'tan sonra Hulefa-yı Raşidîn Efendilerimiz, Sahabe-i Kirâm Efendilerimiz, Tabiîn ve Etb'a-i Tabiîn Efendilerimiz ve onlardan sonra gelen Rabbânî È‚limlerimiz dinimizi günümüze kadar taşımış ve taşımaya devam etmektedirler. İslâm dünyasında Hz.Resûlullah (sav)'tan sonra yaşanan tarihî süreç bilinmeden bugün gelişen hadiseleri yorumlamak, onlardan ders çıkarmak mümkün değildir.

 Hz. Resûlullah(sav)'ın yaşadığı dönemde sahte peygamber çıkmış, Mescid-i Dırar kurulmuş, akabinde onlarca, yüzlerce bu ve buna benzer hadiseler yaşanmış, yüzlerce yıldır içimizi kan ağlatan Kerbelâ hadisesi hâlâ sıcaklığını korumaktadır. Miladî 11. asırda yaşanan Hasan Sabbah ve Haşhaşîler Fitnesi, Moğollar'ın zulmü, Ekberşâh vb. hareketler hiçbirisi 15  Temmuz kadar tesirli olamamıştır. Çünkü o dönem karşılarında Nizâmü'l-Mülk gibi âlim ve devlet adamı, Ahmet Yesevî, Mevlânâ, Yunus gibi Hak dostları, İmam-ı Rabbânî gibi Rabbânî âlimlerin varlığı ve çokluğu tesirlerini çok kısa sürede  izâle etmiştir.

Paralel Devlet Yapılanması (PDY) olarak adlandırılan 15 Temmuz, sadece bu yönü ile tarif edildiği zaman yanlış bir teşhisin konulması sonucunda yanlış bir tedavi yapılacak demektir. Hastalığın, derdin öncelikle tespit edilmesi gerekir. Bunun adı sadece Paralel Devlet Yapılanması (PDY) değildir; asıl olan bu devletin ebed-müdded vasfını oluşturan İslâm dinine karşı Paralel Din Yapılanması'dır. Bunu sadece devlete karşı bir hareket olarak vasıflandırmak, esas tehlikeyi görmezden gelmek ya da savsaklamak anlamına gelir.

İslam'a karşı hareketler özellikle İslâm coğrafyasında ilim, irfan ve devlet otoritelerinin sarsıldığı dönemlerde artarak devam etmiştir. İnsanlığın geçirdiği evreler ve devrimler sonucunda İslâm dünyası itikadî ve amelî yönden büyük yaralar almış; bu yaralarını sarmada son iki yüzyıldır âciz kalmıştır. 1789 Fransız İhtilali, arkasından sanayi devrimi ile dünyaya hükmedenler karşılarında direnç gösterecek hiç bir gücü istememektedirler. Bunun için de Masonluk gibi, Misyonerlik gibi, Ateistlik gibi, Komünistlik gibi bir çok fikir akımıyla İslâm dünyasını kendi köklerinden koparmak istemişler; ancak bunun mümkün olmadığını, olamayacağını görünce de farklı plânları devreye sokmuşlardır. Bizlerin bunu görmesi ve fark etmesi gerekmektedir. 15 Temmuz basit bir kalkışma değildir. Oyunu kuranların \"altın vuruş\" olarak tarif ettikleri bu vahim hadisenin çok yönlü izah edilmesi ve tahlil edilmesi gerekmektedir.

Soğuk Savaş sonrası ortaya çıkan bütün kavramlar, üst akıl tarafından plânlanan, programlanan bir işin sonucudur. Fundemantelist İslâm, Siyasal İslâm, Ilımlı İslâm vb. kavram ve terimler,  bizim kaynaklarımızdan beslenmeyen söylemlerdir. Bunları üretenler şuurlu, plânlı ve programlı olarak bunu üretmekte, bunların alt yapısını oluşturmaktadırlar. Günümüz insanının önüne onun huzûr ve sükûnunu sağlayacak reçete koyamayanlar; onun Allah(cc)'ın vahyettiği, Resûlullah(sav)'ın tebliğ ettiği, Rabbânî âlimlerin yaşadığı İslâm'la irtibat kurmasının da önünü kesmek için projeler üretmektedirler. Gerçek ilimden mahrûm edilen nesiller, gerçek âlimlerden de mahrûm edilerek, itikaden, amelen İslâm âlemi ifsad edilmeye çalışılmış ve çalışılmaktadır.

Peygambersiz bir din ortaya koymaya çalışanlar inancından, amelinden habersiz, geçmişindeki güzelliklerden bîhaber İslâm çocukları \"sözde cihad\" adına kendi öz dindaşlarını katledebilmektedirler. Bunun bilinmesi ve görülmesi ve dahi tedbir alınması gerekmektedir. Ecdadımız bu coğrafyada bin yılı aşkın süredir barışın, huzurun, sulhün mimarı olmuş, bunu bütün dünyaya nasıl olması gerektiğini göstermiştir.

Günümüzde İslam coğrafyası, farklı farklı projeler vasıtası ile hakîkî İslam'dan kopartılma hareketleri ile dolup taşmaktadır. Yüz yılı aşkın İslâm'ın merkezine oturtulan Vehhâbîlik, Beşyüz yılı aşkın süredir İran'daki Şiîlik, devlet gücünü de arkasına alarak İslâm alemini itikaden bozmaya yönelik faaliyetleri sürdürmektedir. Türkiye hem devlet olarak hem de millet olarak Ehl-i Sünnet ve'l-cemaat itikadının temsilcisi durumdadır. Yıllardır uygulanan laiklik anlayışına rağmen devlet mekanizması da Sünnî omurganın temsilcisidir. Bu omurgadan rahatsız olanlar, 15 Temmuz'u icra etmeye çalışmışlardır. Onlar da biliyorlar ki \"Sancak düştüğü yerden kalkacaktır.\" İslâm sancağını en son temsil eden Osmanlı'nın merkezi burasıdır. Burası ihya olduğu zaman bütün İslâm âlemi yeniden kendisine gelecektir. Bunun farkında olanlar, yeryüzünden Allah (cc)'ın dinini silmek için harekete geçtiler; ancak unuttukları bir şey vardı. Rabbimiz: \"Onu biz indirdik; onu koruyacak olan da biziz\" buyurmaktadır. 15 Temmuz bu buyruğun tecellisidir. Bundan sonra üzerimize yüklenen sorumluluk daha fazladır. Soğuk Savaş sonrası  geliştirilen yıkım projelerinin temelinde “İslâm’ı İslâm’la yok etme” amacı vardır.  Günümüzde yaşanan terörist hareketler, İslâm coğrafyasında teşekkül ettirilmiş DEAŞ; BOKO HARAM gibi tedhiş hareketleri, vesayet savaşları bunun ispatı niteliğindedir.

15 Temmuz'dan beri FETÖ' ye karşı hem devletimizin hem de milletimizin tavrı bellidir; ancak bunu bahane ederek İslâm'ın yücelmesi, her bir insanın İslâm'la şereflenmesi için gayret eden gönül erlerini itham eden kişi ve kuruluşlara da dikkat etmek gerekmektedir. 15 Temmuz'da kalkışma önlenmiş olsa dahi fitne devam etmektedir; hatta bazıları tarafından husûmetle ve husûsen sürdürülmektedir. Allah'ı bir, Resûlullah'ı bir, aynı namazda, aynı safta, aynı kıbleye yönelen insanların kalplerine fitne tohumları atılmak istenmektedir. Bunun devletimiz ve milletimiz tarafından bilinmesi ve tedbir alınması gerekmektedir. Karşımızda hiçbir değeri olmayan, sapık inanç ve düşüncelerini gerçekleştirmek için her şeyi mübah sayan bir anlayış vardır. Bunun için kendimizi ve neslimizi yetiştirmeliyiz. Daima teyakkuz halinde olmalıyız. Bu ve buna benzer sapkın hareketlerin karşısında inancımızla, sâlih amelimizle ve güzel ahlâkımızla ancak sağlam durabiliriz.

Genelde insanlığın, özelde İslâm âleminin temel meselesi, Allah(cc)'ın ahkâmını fert ve toplum plânında hayatımızdan çıkarmak olmuştur. Batı dediğimiz, nefsi temsil eden cenâh hiç bir ölçü tanımadan, nefsinin arzu ve isteklerini yeryüzüne hâkim kılmak istemektedir. Bunun için de teknolojiyi çok iyi kullanmaktadır. Bunu fark etmeli ve nesillerimize fark ettirmeliyiz. Bugünkü İslâm anlayışımız günde 5 vakite hasredilmiştir. Halbuki İslâm 7/24 saattir. Bizim her anımızı, her ihtiyacımızı tanzim eden bir nimettir. Bizi yaradan, yoktan var eden Rabbimiz, bizlere İslâm ihsanında bulunarak, razı olduğunu Kitab-ı Mübini’nde açık, seçik beyan buyurmuştur. Bunu bilmemiz ve fark etmemiz yetmez bunu yedi milyar insana anlatmamız gerekmektedir. İki cihan saadetimiz buradadır. Kendine nizâmât veremeyenler âleme nizâmât veremezler. Hoca Ahmed Yesevîler'in, Şah-ı Nakşıbendîler'in, Mevlânâlar'ın, Taptuk Emreler'in, Hacı Bayram Velîler'in, Hacı Bektaş Velîler'in ocaklarında pişen dervişân \"ilâ-yı kelimetullah\" davasının gönül erleri olarak 3 kıt'ada at koşturmuş, Avrupa ortalarına kadar \"kızıl elma\" ülküsü ile Allah(cc)'ın davasını sahiplenmişler ve günümüze kadar getirmişlerdir.

Veda Haccı'nda size iki şey bırakıyorum:\" Biri Allah(cc)'ın kelâmı, diğeri de sünnetimdir\" buyuran yüce Resûl (sav), bize sırat-ı müstakimin yol haritasını vermiştir. Bunlara tâbi olduğumuzda felâha ereceğimiz bildirilmiştir. \"È‚limin ölümü âlemin ölümüdür\" buyrularak ilme ve âlime itibar etmemiz gerektiği ifade edilmiştir. \"El-ulemâ-yı verâsetü'l-enbiyâ\" buyrularak Rabbânî âlimlere ittibanın Resûlullah (sav)'ın mirasına sahip çıkmak olduğu, tabiatiyle sırat-ı müstakim üzere yaşamanın ne olduğu ortaya konmuştur.

Teknolojik gelişmelerin nefsimize yönelik faaliyetleri bizi dinimizden uzaklaştırmamalıdır. Şeytanın igvasına mahal bırakmamalı, oyuna gelmemeliyiz. Büyüklerimiz'den öğrendiklerimizi hayatımıza tatbik etmeliyiz. Bizim ilacımız budur. O zaman 15 Temmuzlar yaşanmaz ve âhiretimiz de kurtulur. Dünyası,  İslâm üzere âbâd olanın âhireti berbâd olmaz. Bunu bilmemiz lazım; fert plânında İslâm üzere âbâd etmediğimiz hayatımızın bize âhirette faydası olmaz.

M. Akif  Ersoy'a İstiklâl Marşı'nın yeniden yazılıp yazılmayacağı sorulduğunda: \"Allah bir daha bu millete İstiklal Marşı yazdırmasın.\" demiştir. Bu söz bir dua, bir temennîdir; ama bunun tersinden okunuşu, tekrar böyle bir durumla kalınacağı anlamınadır. Yani tekrar bir Kurtuluş Savaşı yaşanacak demektir. 15 Temmuz, bu Kurtuluş Savaşı'nın  farklı tezâhürüdür. Bu ve benzeri zulümlerden kurtulmanın yegâne çaresi İslâm'ın kaynakları ile hayatımızı tanzim etmekten geçmektedir. Bunu kendi hayatımıza tatbik etmekle kalmayacağız, aynı zamanda \"emr-i bi'l-marûf nehyi ani'l-münker\" umdesince de insanları uyarmaya devam edeceğiz.

Allah bir daha bu millete 15 Temmuz yaşatmasın diyerek dua ile bitirelim inşaallah.


Yorum

500 Karakteriniz kaldi

YORUM KURALLARI

1.    Yaptığınız yorum, yazıyla alakalı olmasına özen gösteriniz.
2.    Yazım ve dilbilgisi konusundakı hassasiyetinizi yorumlarınızda da gösteriniz.
3.    Her zaman nazik bir üslup kullanmaya özen gösteriniz.
4.    Yukarıdaki kurallardan herhangi birine uymamanız durumunda, site editörü yorumunuzu yayınlamama hakkına sahiptir.
 

UYELİK FORMU