Dürüst İlkeli Anında Haber - KOSOVAHABER

Pazartesi, 30 Mart 2020

KOSOVA’DA TÜRKÇE EĞİTİM GÖRME HAKKINI VE TÜRK KİMLİĞİNİ İADE EDEN KARAR-Altay SUROY

Perşembe 25 Mart 2020 21:35


Bugün Türkiye dışında, Türk Dünyasında yaşayan en az sayılı bir Türk topluluğunu oluşturan Yugoslavya’daki Kosova Türkleri, eğitim seviyesi yüksek, ahlakı yüksek, dürüst, kanunlara saygılı, İslam’a sadık, örgütlü bir topluluk olduğu söylenmektedir. Ama, Eski Yugoslavya topraklarında yaşayan uluslar arasında ulusal hakları en son tanınan bir topluluk olduğu ve henüz 1951 yılında anadilleri olan Türkçe okuma hakkı tanındığı belirtilmemektedir.
1912 yılında Kosova’dan Türk egemenliğinin kalkmasıyla burada Türkçe eğitime son verilmiştir. Bu yasağın uygulanması Sırp-Hırvat ve Sloven Krallığının Türklerden intikam alma anlamında olduğu yorumlanamaz. Çünkü Osmanlı egemenliği altında bulunan Sırp, Hırvat ve diğer gayrimüslim milletler kendi dillerinde ve Osmanlı devletinin desteğiyle çalışan okullarda okuma hakkına sahiptiler ve bu hakkı kullandılar. Osmanlı Devleti bu dillerde ders kitapları yayımladı. Türkçe eğitiminin ta 1951 yılına kadar yapılmamasının başlıca nedeni Müslüman Türklerin eğitim, öğrenim görme hakkını kısıtlayıp bu topraklardan göç etmelerini veya Arnavutlaşarak erimesini zorlamaktı. Zaten bu amaçla Türkiye Cumhuriyeti devleti  Yugoslavya devleti ile göç anlaşmaları yapmış ama siyasi ve toplumsal değişmeler yüzünden ülke meclisleri tarafından onaylanmamıştır. Bu topraklara Türklerin sadece Osmanlılar iktidarı zamanında yerleşmedikleri, ancak bundan çok daha önce buralarda yurt kurdukları hiçbir zaman nazari dikkati alınmamıştır. Balkanlara ta IV. yüzyıldan başlayarak Türk boyları (Hunlar, Avarlar, Uzlar, Kumanlar, Peçenekler gibi) gelmiş ve yerleşmiş olmasına rağmen Türkler hep istilacı olarak tanıtılmıştır. Bu topraklarda bugün bile büyük zat, alperen, evliya, babalar babası olarak hürmetle anılan ve ziyaret edilen Sarı Saltık makamları bulunur.


İkinci Dünya Savaşı sırasında Alman Faşizmine karşı Türkçe marşlar söyleyerek şehit olanlar, esir düşenler ve binlerce kişinin kullandığı ve anlaşabildiği biricik dili Türkçe`nin olmasına rağmen ulusal haklarının tanınmaması, “Kardeşlik-Birliğe” dayanan bir iktidarda huzursuzluk yaratmış ve ulusal varlığı tanınmayan Türk toplumunun bu hakkı kazanması için yetkili organlara başvurmalarına neden olmuştur. Türk halkının da var olduğu tanınması ve Türkçe eğitim görülecek okulların açılması için istemde bulunan bireylerin, ailelerin ve gurupların artmasıyla hükümet bu konuyu gündeme getirmeye zorlanmıştır. Genellikle, Türklerin bugünkü Kosova topraklarında yaşadıkları için Kosova Halk Kurulunun Önerge Düzenleme Komisyonu tarafından Kosova ve Metohiya Özerk Bölgesinde Türk dilinde eğitimin yapılacağı okulların açılması ile ilgili bir önerge hazırlanıp, 20 Mart 1951 günü düzenlenen Üçüncü dönem Bölge Halk Kurulunun 2. sıralı oturumuna Önerge Komisyonu sözcüsü Şefket Mustafa tarafından sunulmuştur.
Priştine’de saat 10’da başlayan KMÖB-nin Halk Kurulu’nun bu toplantısını geçen toplantının başkanlığını yapan Coko Paykoviç açmış ve bu toplantıyı yönetecek başkanlığa Fadil Hoca’yı başkan, Haşim Mustafa’yı asbaşkan ve İliya Cukiç’i Sekreter olarak önermiştir. Kurul KMÖB-nin 1949 yılının mali raporunun, 1951 yılının bütçe önerisinin ve KMÖB-nin İl Mahkeme raporunun görüşülmesi, sorular ve önerilerden oluşan üç noktalık gündemi onaylandıktan sonra birinci ve ikinci gündem noktaları görüşülmüş. Üçüncü ve son gündem noktası olan sorular ve önerilerin görüşülmesine geçildiğinde Önerge Komisyonu başkanı Şefket Mustafa söz alarak KMÖB-i Tüzüğünün 40. maddesinde değişikliklerin yapılmasını önermiş ve yapılan tartışmalar tamamlanınca bu öneri kabul edilmiştir. Kosova ve Metohiya Özerk Bölgesi’nde Türk dilinde okulların açılması ile ilgili olan ikinci ve son önerges yine Önerge Kurulu başkanı Şefket Mustafa tarafından sunulduktan sonra Aluş Gaşi, Haşim Mustafa, Yovan Tuniç, İsmail Cinali ve Coko Paykoviç söz alarak tartışmışlardır.  En son söz alan Coko Paykoviç’in konuşması en ilginçtir. Bu milletvekili konuşmasında Kosova’da Türk dilinde okulların açılmasının nedenlerine değinmektedir. Konuşmacı devamla şunları konuşmuştur: ”Toplantının sonunda olduğumuz için kısa konuşmayı tercih ediyorum. Çok çalıştığımız için uzun konuşmaktan kaçınacağım. Türk dilinde okulların açılması önergesi üzerinde konuşmayı düşünüyorum, çünkü bu Kosova ve Metohiyadaki ahaliyi halk yönetimine daha fazla bağlayacağı önemli bir önlemdir. Kosova ve Metohiya’da vatandaşların bir bölümüne azınlık hakkı tanınarak ve kendilerini Türk hissedenlerin, haklarına sahip olup, kültürel gelişmelerini ana dilinde yapmaları hakkını tanıyacak bir kararı bugün onaylamamız gerekiyor. Bu karar kendiliğinden çok önemli ve temel karardır. Önemi sayısı az olan Türkler’ e ait olmasından ve halk yönetiminin bunların hakkını tanımasından ileri gelmektedir ki, halk kurallarının görevi genel nüfusun bu topluluğunun da serbest olarak kendi dillerinde, ulusal dilinde kültürel gelişmesine özen göstermektir. Bu ise hükümetimizin gerçekten demokratik, halkçı, sosyalist ve halkçı siyasetimizin dürüst ve açık olduğunu kanıtlamaktadır. Bu temel sorundur ve en önemli bir mesele olduğu için işe buradan başlamalıyız. Bu kararımız bu toplulukla ve onlardan önce Kosova ve Metohiya’da haklarına sahip olan öteki halklarla önemli bir bağ oluşturacaktır. Çünkü kendini Türk hissedenler, onlarla birlikte yaşayanlar, onların haklarını gasp etmediklerine, haklarına el koymadıklarına, onları ezmediklerine, esir durumuna düşürmediklerine inanacaklardır.  Bu, kamunun ve bu kamu birliğinin güçlenmesini sağlayacak önemli bir etken olacaktır.  Bu yüzden bu önemlidir, onun için bunun hakkında konuşuyorum.


Şunları da ileri sürmek istiyorum. Arnavutça ve Türkçe bilmediğim için birçok tartışmacının konuşmasını anlayamadım, bu yüzden sadece birkaç şey ileri süreceğim. Önerge çok anlamlıdır. Bölge Yürütme Kurulu, gereksinme görülen her yerde, Bölgemizde nerede ebeveynler Türk dilinde çocuklarını okula göndermek isteğinde bulunurlarsa, kültür hayatlarını Türk dilinde geliştirmek isterlerse – bu hak onlara tanınmalıdır ve bu hakkın tanınmasından başka bu hak onlara temin edilmelidir diye önermektedir.  Bununla ilgili birçok tartışma, yâdsıma, aldatma, çeşitli sebeplerden dolayı yersiz sapıtmalar ve tedirginlikleri ortaya atmaktadır. Ben bunlar üzerinde durmayacağım. Bizim ilkemiz her ulusal gurubun ve milletin serbestçe kültürel ve ulusal gelişme hakkına sahip olmasıdır ve bunu biz milliyetçilere (ırkçılara), şovenlere, hiçbir toplumsal tabakaya kurban etmiyoruz. Bunu kimseye kurban vererek yapmıyoruz. Bu bizim ilkemizdir ve bu ilkemiz her şeyin üstüne, baş gösterebilecek öteki şeylerin üstüne koyuyoruz. Bu ilkeyi kurban edebilecek ulusal gurubu yoktur, çünkü bu kurban edilse o zaman bizler sosyalist ülke olmaktan çıkarız. Bu Bölgemizde temeldir ve en gereklidir.
İkinci sorun, üzerinde gereksiz çok konuşulan sorundur. Tutarsız olan birçok kuramlar üretiliyor. Bu soruna açıklık getiren Marksçı-Leninci bilimine dayanan kuramlar olmadıkları için onlar tutarsızdır. Kararımız Türkiye’de bulunanların veya Türkçe konuşanların veya Türkiye ile yazışanların-Türk olduğu ve Türk okullarında okuması anlamına gelmez. Biz diyoruz ki Türkçe okumak, Türk diliyle kültürel yaşamak isteyen kişilere bu hakkı tanıyoruz. Demek, bu bir zorlama anlamına gelmez. Kimi bireysel olaylar belirebilir, bizler bu durum karşısında, tutumumuzun saptamasını önlemek için cesaretli olmalıyız. Ama şimdi bile Mamuşa’da, Priştine’de ve Vıçıtırın’da baş gösterenler, kimselerin bu meseleyi yanlış yorumlamasından ileri gelmektedir. Bu akademik bir tartışma mıdır? Aksine bu durumu sapıtmadır. Bin, iki yüz, beş yüz veya sayısını bilmediğim vatandaş ve ahali Türk dilinde okulunun olmasını istiyor. Buna saygılı olmaya borçluyuz. Şimdi biri çıkıp bu bir çeşit zorlamadır desin bakalım. Böyle birini bulamazsınız. Bana göre onları bu okullar için olan isteklerini hiç kimse yadsıyamaz, biri bunu yadsımaya denerse o şovendir. Biz, Türk dilinde okumak isteyen ve kendi ana dilinde kültürel yaşamayı isteyenlerin nüfus arasında bir kamu olduğundan ve bu bir dilekçe olarak belirdiği için onu değerlendiriyoruz. Bu tartışılmamalıdır. Bu açıdan tartışmak abestir ve gerçekle bağdaşmaz. Biz bunu arzulayan ve okul isteyen insanlar hakkında konuşuyoruz. Priştine’de iki yüz aile Türk dilinde okul istiyor.


Birileri bir şeyler vurgulayabilir ama insanlar okul istiyor. Mamuşa’da aileler okul istiyorlar. Gilan’da 150 aile okul istiyor, bu yüzden o konuda tartışmak yersizdir ve burada bunun haklı veya haksız olduğunu tartışmak kısırlıktır. Birilerin böyle veya öyle olduklarını belirtmemiz gülünçtür, çünkü herkes kendini hissettiği gibi belirtme hakkına sahiptir. Türkçe okullar söz konusu olunca kimi yersiz tartışmalar oluyor. Okullar hem öyle hem böyle örgütlenebilir. Ben istersem hiç kimse benim Türkçe okula gitmemi engellemeye başaramaz. O benim hakkımdır. Ben Sırplı, Türk, Amerikalı veya her hangi bir milletten olabilirim. Buna karşı biri çıkarsa, bana saldırmış olur ve benim özgürlüğümü sorguya getirmiş olur. Kendimi nasıl ve nice hissedeceğim o benim hakkımdır. Bu benim basit bir sorum ve hakkımdır.
Burada temel mesele karar iken, ihtiyacın istemin belirmesiyle, onlara göre okulların açılması için karar almamızdır. Yoldaşlar, bana göre bu haklı bir karardır ve başka bir çeşit çalışsak ters iş yapmış oluruz ve onun sonuçlarından Yugoslavya’da Arnavutların da, Sırpların da, Türklerin de yararına olmazdı, ancak dışımızdaki düşman bundan yararlanır.


Düşman şunu bunu yapacağı konuşuluyor. Meseleyi böylece oturttuğumuz zaman bizi kim engelleyebilir. Sadece şovenler. Bizler Türklerin hakları için savaşmalıyız. Çünkü onlar sadece Türklere karşı şoven değil. Sadece Türklere karşı şoven olsalardı ay de ay de , ama onlar aynı zamanda diğerlerin bütününe karşı da şovendir, sadece bir ulusal guruba karşı şoven olunmaz, çünkü başka bir gurubun karşısına milliyetçi olarak belirince, o genel bir şovendir. Biz siyasetimizin ilkelerinden çıkmıyoruz, aksine biz siyasetimizin ilkeleri, ulusal hak eşitliği siyaseti için, azınlıklara ulusal hakların temin edilmesi için savaşım verdik ve savaşım vermekteyiz.
Öteki şeyler hakkında konuşmak istemiyorum, çünkü önergenin içeriği konuştuklarımdan ibarettir. Karar önergesi bu tür okulların açılması için ihtiyaç ve istek belirdiği zaman, kurullar ve yönetimler bu okulları açmalıdır diye açık belirtmektedir ve özetlemektedir. Düşünceme göre buna hiç kimse karşı değildir, aksi halde Türklerin özgürlüğüne, dolayısıyla Arnavutların ve Sırpların özgürlüklerine karşı çıkmış olur. Türklerin hakkının tanınması kardeşlik ve birlik açısından ve diğer haklar arasındaki ilişkiler açısından önemli bir meseledir. Sayıları iki bin bile olsa bu Türklerin hakkını tanımak istemeyen kişi ulusallık açısından iyi bir insan olamaz. Bu her çeşit kuşkunun dışındadır. Bu mesele hakkında başka çeşit konuşanların da var olduğunu düşünüyorum. Öyle düşünenler vardır, ama kendilerini belirten Türkler vardır ki onların da okuma hakkı vardır ve Anayasaya, yasalara ve politikamıza göre Kurul onlara okul açma hakkını tanımaktan başka bir çeşit karar alamaz, çünkü kendilerini Türk olarak belirtenler vardır ve onların kendi dillerinde okul açma hakları vardır. Bununla durum ayandır ve burada hiçbir kuramsal mesele yoktur, bu pratik bir meseledir. Bana göre Karar önergesi kanunidir ve bizim görevimiz önergeye yürürlük kazandırmaktır. Bizler ise böylesine iyi bir iş yapmış olacağız ve bunu başka çeşit yönlendirmeye deneyecek olanlara karşı savaşacağız.  Konuşmaların yürütülmesi ve Türk müdür? sorulması vs., incitici bir şey değildir, çünkü o ilk günlerde yerinde olan bir davranıştır. Bizim kabul edemeyeceğimiz şey baskının uygulanmasıdır. Baskı tehlikelidir ve kabul edilemez ve bu bizlerde olmamalıdır, çünkü o büyük yanlışlık olur ve biz öteki şovenlere karşı yürüttüğümüz savaşımı ona karşı da yürütme durumunda olmalıyız.

Eritme (asimilasyon) meselesine gelince kurama girmek istemiyorum, ama sosyalizm yengiyi kaydettiği zaman, sosyalist hükümet ve genellikle işçi sınıfının hükümeti tarihe karışan bütün olayları ve tarihin kaydettiği kimi haklara karşı yapılan hataları düzeltmeyi denese bile milliyetçiliğe bulaşacağını, kayıplara karışacağını belirtmek istiyorum. Eğer Almanların Slovenleştiğini (Islavlaştığını), Slovenlerin başka bir şeye dönüştüğünü kanıtlamaya girişilirse o tamamen yanlıştır. Bizim görevimiz tamamen çözüme kavuşmuş olan geçmişin sorunlarınla uğraşmak değildir. Türk olan Türk’ü ancak baskı ile veya onu sömürerek Arnavut yapabilirsin. Bizim için cepheci, iyi ve bilinçli bir kişi olması önemlidir. Ama bu sadece milliyetçiliği kafasından tamamen atamamış olan kişiler için başlıca özellik değildir.  Bana göre bu temel bir sorundur. İnsanın bilincini yükseltmemiz ve bunun sosyalizm olduğunu hissetmesi için kendi dilinde konuşmasına olanak yaratmamız gerekir, çocuğunun kendi dilinde okumasını sağlamalıyız, kendi türküsünü söylemesine ve kendi müziğini dinlemesine imkân yaratmalıyız, bunlar onun hakkıdır. Bu haklara saldırmak isteyenler milliyetçidir.

Coko Paykoviç’in bu konuşmasından sonra başka konuşmacı söz aramadığı için önerge oylamaya koyulmuş ve milletvekillerinin oybirliği ile kabul edilmesiyle devamdaki karar onaylanmıştır.
“Kosova-Metohiya Bölgesi sahasında Türk azınlığı için Türk dilinde derslerin görülecek okulların açılmasına ait

KARAR

1.Kosova-Metohiya Bölgesi sahasında Türk azınlığı için gerektiği bütün yerlerde Türk dilinde derslerin yapılacağı okullar açılacaktır.
2.Bu kararın hayata geçirilmesi KMÖB-nin Halk Kurulu Bölge Yürütme Kurulu, Eğitim Komiserliği ve KMÖB-nin bütün yerlerinde bulunan İl ile Belediye halk kurulların eğitim ve kültür kurulları aracılığıyla üstlenmiştir.
Bu karar hemen yürürlük kazanmıştır ve KMÖB Resmi Gazetesi’nde yayınlanacaktır.
KMÖB Halk Kurulunun toplantısı 20 Mart 1951 günü saat 21’de bitmiştir.

Bu toplantıda Türkçe okulların açılması kararının onaylanmasıyla Kosova’da Türk halkının varlığı da kabul edilmiş ve böylece Kosova’da yaşayan Türk halkının milli kimliği iade edilmiştir.
1951 yılında Kosova’da Türk halkının yaşadığı bütün kent ve köylerde sekiz yıllık okullarda ve liselerde 59 öğretmenin çalıştığı Türkçe ders görülen 21 sınıf açılmış ve bu sınıfların bir bölümü bugün de Prizren’de, Mamuşa’da, Priştine’de, Gilan’da, Dobırçan’da, Kosova Mitroviçası’nda ve Vıçıtırın’da çalışmaktadır. Diğer yerlerde açılan Türk sınıfları öğrenci sayısının azalmasıyla kapatılmıştır.

 

Yorum

500 Karakteriniz kaldi

YORUM KURALLARI

1.    Yaptığınız yorum, yazıyla alakalı olmasına özen gösteriniz.
2.    Yazım ve dilbilgisi konusundakı hassasiyetinizi yorumlarınızda da gösteriniz.
3.    Her zaman nazik bir üslup kullanmaya özen gösteriniz.
4.    Yukarıdaki kurallardan herhangi birine uymamanız durumunda, site editörü yorumunuzu yayınlamama hakkına sahiptir.
 

UYELİK FORMU