Dürüst İlkeli Anında Haber - KOSOVAHABER

Cumartesi, 06 Mart 2021

Kosova Türk Toplumunun Ayakta Kalmasında Sanatın Rolü Büyüktür

Perşembe 31 Aralık 2020 15:01

Kosova Türk Tiyatrosu Üstadı Zekir Sipahi Anısına…


Geçtiğimiz yıl, sahnedeki 50.yılını dolduran ve Yılın Sanatçısı seçilen usta tiyatrocu, oyuncu ve yönetmen Zekir Sipahi ile son söyleşimizi yapmıştık. Eşi Mira’nın da sohbetimize eşlik ettiği buluşmamızda güzel günleri yad ederken hayatından, sanata gönül vermesinden, Prizren Türk Tiyatrosu’ndan, zorluklardan ve başarılardan konuştuk.

Mütevazılığı, dobralığı, mizahi yaklaşımı, eşi ile atışmaları kaleme alınamayacak, yaşanacak ve unutulmayacak nitelikteydi.

Biz bu  sohbetin özetini sizlere aktarırken, bir kez daha kendisine Allah’tan rahmet, ailesi, yakınları ve tüm sanat camiasına başsağlığı dileriz.

- Sanata yönelik ilginiz nereden kaynaklanıyor ve sanat hayatınıza nasıl başladınız?


-Çocukluk yıllarımdan beri tiyatro oyunlarını izlemeyi çok severdim. Tiyatro oyunlarını izlerken “Ben de tiyatrocu olabilir miyim?” diye düşünürdüm. Lise dönemimde şahit olduğum öğretmen-öğrenci diyaloglarını yazmaya başladım ve böylece sanata ilk adımımı atmış oldum. Yine aynı dönemlerde Pazar günleri okulumuzda dans gösterilerinin sergilendiği eğlenceler düzenlenirdi. Ben de bu eğlenceler esnasında verilen aralarda, şimdiki adı “stand-up” olan, okulda başımıza gelen komik anıları anlatarak arkadaşlarımı ve öğretmenlerimi eğlendirirdim. Bu sebeple okulda bana “Professor Pauza” (Mola Hocası) lakabını takmışlardı.
Daha sonraları ise tek perdelik bir oyun buldum. Rukiye Cibo, Semiha Yağcılar, Nafis Gürcüali ile birlikte bu oyunu oynadık. Bu da benim ilk tiyatro oyunum oldu.
Liseyi bitirdikten sonra, kendi imkanlarımla tiyatro gösterileri düzenlemeye devam ettim.
Günlerden bir gün, Üsküp’te sergilenecek bir gösteri için “oyuncu aranıyor” ilanını gördüm. Hemen başvurumu yaptım ve hazırlanmaya başladım. Yaklaşık 20 aday ile birlikte mülakata katıldım. Aradan 3-4 aylık bir zaman geçmesine rağmen, hiçbir yanıt gelmedi. Tam ümidimi kesmişken, eve Üsküp’ten bir mektup geldi. Mektupta işe kabul edildiğim yazıyordu. Sevinçten havalara fırladım ve Üsküp’e gitmek için artık gün sayıyordum.
Bu vesile ile 1969 yılında oyunculuk kariyerime başladım.
Yönetmenlik kariyerime ise 1979 yılında Prizren’de sahnelenen Nazım Hikmet’in “Enayi” isimli eserini sahneye uyarlayarak başladım.
Bu güne kadar yaklaşık 26 tiyatro oyununu yönettim, 100’den fazla oyunda oynadım.

- Tiyatronun yanısıra, film ve dizilerde de oyunculuk yaptınız. Bu durum size ne gibi tecrübeler edindirdi?


- Birkaç Makedon film ve dizisinde de oynadım. Ancak, kariyerimin en önemli noktası “Elveda Rumeli” dizisinde canlandırdığım “Papaz” karakteri idi. Dizide sadece oyunculuk yapmadım. Bu dizi Makedonya Türkçesi ağızıyla oynandığı için, Türk oyunculara hocalık da yaptım. Çekimlerden önce 4-5 saat dil dersi işlerdik. Senaryo Türkiye Türkçesi ile yazılmıştı. Senaryoyu yeniden düzenleyerek, Makedonya Türkçesi’ne çevirisini yapardım. Hem Türkiye hem de Balkanlar’da bu dizi çok izlendi.
Devamında, TRT-1 ekranlarında yayınlanan “Büyük Sürgün; Kafkasya” dizisinde, Slav dillerine olan yatkınlığımdan dolayı Rus rolünü oynadım.
Hikayesi Balkanlar’da geçen “Limonata” isimli filmde de Suat karakterini canlandırdım.
Bunlarla birlikte daha birçok dizi ve filmlerde roller edindim.

- Prizren’nin küçük bir okulunda oyunculuğa başlayıp, Türk televizyonlarına kadar uzayan bir kariyer. Bu süreçte özünüzden kopmamayı nasıl başardınız?

- Nereye gidersem gideyim, Prizren’i unutmak mümkün olmuyordu. Bütün akrabalarım ve arkadaşlarım buradaydı. Yönetmenliğe de ilk adımı burada attım.

- Maddi bir kazanç elde etmeden Prizren’de tiyatro gösterileri düzenlemek size zor gelmiyor muydu?

- İşimi çok sevdiğimden, maddi kazanç benim için önemli değildi. Sevdiğin işi yapmanın vermiş olduğu haz ve mutluluk hiçbir para ile satın alınamaz.
Maaş almaya başladıktan sonra bile, maaşlar çok düşük olduğundan tek maaşla geçinmekte zorlanıyordum. Başka bir işte çok daha fazla para kazanabilirdim. Ama ben sevdiğim işi yapmayı seçtim. Hiçbir zaman da pişman olmadım.
Eşim de bana çok destek oldu. Bazen provalarda, oyunlarda, tiyatro sohbetlerinde zamanın nasıl geçtiğini anlamazdım. Saatlerce eve uğramamama rağmen, eşim tek bir söz bile etmezdi.

- İşinizi çok sevdiğinizin en büyük kanıtı da Prizren’de yetiştirmiş olduğunuz tiyatrocu kadrosu sanırım. Yetiştirdiğiniz nice nesillerle Yugoslavya çapında büyük başarılara imza attınız. Bu, size ne hissettiriyor?

- Benim için en büyük mutluluk kaynağı da; Benden sonra bu topraklara tiyatro sanatını devam ettirecek olan bir nesil yetiştirmiş olmamdır. Bugüne kadar 100’den fazla tiyatrocu yetiştirdim. Prizrenlilerin genetiğinde sanat yeteneği var.

- Çocuğunuzun tiyatroya yönelik ilgileri var mı?
- Tek kızım var. Ben oyuncuyum, eşim de eczacı. Liseyi bitirdikten sonra kızım Filiz’e “Oyuncu mu, yoksa Eczacı mı olmak istiyorsun?” diye sorduk, “Matematik öğretmeni olmak istiyorum.” diyerek Matematik Öğretmenliği bölümünü okudu. Şimdi de bir lisede öğretmenlik yapıyor. Belki torunlarım dedelerinin izinden gidip, tiyatrocu olurlar.

- Eşinizle tanışmanızda tiyatronun etkisi var mı?

- Tabii ki var. Eşimle, Üsküp Türk Tiyatrosu’nda yönetmenlik yapan bir arkadaşımın doğum günü eğlencesinde tanıştım. Eşim bize kahve yapıyordu. “Bir kahvenin 40 yıl hatırı var” sözü, benim hayatıma işledi. O gün içtiğimiz kahvenin, 40 yıldan fazla hatırı kaldı bende.


- Sanat hayatınızda büyük işler başardınız. Peki, geleceğe yönelik hedefleriniz nelerdir?

- Yaşım, tiyatroculuk yapmama engel oluyor. Çok fazla kondisyon gerektiren bir iş. Ama sağlığım el verdiği sürece yönetmenliğimi sürdüreceğim. Bugüne kadar sanata dair yaptıklarımdan çok memnunum, gözüm arkada kalmayacak.

- Sizce, Kosova Türk toplumunun ayakta durmasında sanatın rolü nedir?

- Kosova Türk toplumunun ayakta durmasında, eğitimden sonraki en büyük pay sanatındır. Sanatın icra edilmesi neticesinde kültürümüz dimdik ayakta kalabiliyor ve bu topraklarda sanatımız devam ettiği sürece asla yok olmayacağız.

- Dünya’ya yeniden gelseydiniz, yine tiyatrocu olmayı mı seçerdiniz?

- Kesinlikle evet. 40 defa daha doğsam, yine aynı mesleği seçerdim. Belki maddi olarak çok fazla kazancım olmadı, ama dolu dolu bir hayat yaşadım.

- Son olarak, gençlere bir mesajınız var mı?


- Gençlere, sevdikleri işi yapmalarını ve hayallerinin peşinden koşmalarını öneriyorum.

Yorum

500 Karakteriniz kaldi

YORUM KURALLARI

1.    Yaptığınız yorum, yazıyla alakalı olmasına özen gösteriniz.
2.    Yazım ve dilbilgisi konusundakı hassasiyetinizi yorumlarınızda da gösteriniz.
3.    Her zaman nazik bir üslup kullanmaya özen gösteriniz.
4.    Yukarıdaki kurallardan herhangi birine uymamanız durumunda, site editörü yorumunuzu yayınlamama hakkına sahiptir.